|
bozgun
önceydi
çok-
beyazlamış bir çocuktu
tanrı
bir meşe koruluğunda
gübreli, kuz, ala gölgeli.
damarlı bir güneş seğirtirdi
yamaçlarda.
ıslak yemiş dalı. ağır yemiş dalı.
eşekarısı, borazanarı, sarıcaarı.
ne gelirse önüne.
ölüm zincirini kutsayan
yeniyetme doğa.
tütün komasından can veren keler!
pavkıran domuz yavrusu
-ah, bilmezdi
kendini aşağılayan korkuluğu,
böğüren tenekeyi,
ortasından yarılmış çanı -
akıttı nereye yakut kanını?
ya karayılanı doğruluğun?
şimdi uzanmaktadır iki büklüm
bir çilek sopasının ucundan.
pavçakallar, tilkiler ve sansarlar,
mitik bozguncular
ki olmayan bir kuzeye giderler
yaşanmayan bir kutuba.
köyün
güvenliğidir ve ekinliğin
ve hendese ve kerrat cetveliyle
bağnaz bereketin
ayazda parlayan soğuk namlu.
çalışan adamın aşk şiiri
krizantemler
yiyen
bir yenidoğanım
herşeyi yıkabilirim
bir buldozerim
saat yedi bile değil
işe gitmek için çok
erken
eskişehir yolunda
trafik yok denecek
kadar az
biyoloji bölüm başkanı
sevgiyle bakıyor yoldan
geçen greydere
şentepe'de daha yeni yıkıyor yüzünü
okul servisinin şoförü
sekreter kız kombinezonunu giyiyor
sabırla soğuk pencerenin
önünde.
geceden
kalma yağmurun
semavi ışığıyla titriyor
bütün tepeler
arabam bir at kadar sabırsız
böğürüyor motor ve
tekerlekler
ıslak, sessiz asfaltta.
kahramansı
1.
rayihalı
bir tepeden yuvarlanıyoruz işte
yeşil, unutkan, ölü.
dingin
bulutlar geziniyor tarlalarda,
ıslak ayaklı bir satir: haşarı mevsim.
yılanlar
ve balık larvaları-
bir çocuk helikopterböceklerini izliyor suda.
(bütün
gece bir borazancının izini sürdüm
kanatları rüzgârla yeğin-
dön!
dedim, dön!
güneş doğuyordu.)
2.
nasıl
da yükseliyor çiçek borucukları!
su sesleri duyuyoruz bir ekinlikte.
avurtları şişkin bir melek raksediyor
bebeklerin semirdiği talaşlı odada.
karaduygu haikusu
sıkıldığında
canı
düşünüyor:
"kaynağı benim bu huzursuz nehrin."
tesadüf
akşamcının
sevdalısı ağaç, ki dibinde ağlar bütün yokluğunu.
hatırla, aile oturmalarının iç buruculuğunu- kaplar ruhunu ve
bırakmaz yakanı.
ilaç
uçaklarını görmemiştim. yorulmuştum ama mutluydum
hergeleler gibi. gizliyordu beni su arkındaki boğucu otlar.
yılanla konuşmaya gelmiştim. bilmiyordum dilini, olsun dedi.
unuttum
o kumlu sahili
içime bir gece indi.
|