Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Cihan Oğuz
Cihan
Oğuz

Kıs[s]aca
“Sustuğumuz kadar sustuk, geriye çekildiğimiz kadar çekildik, sindiğimiz kadar sindik. Güzel. Peki, değişen ne oldu şiirin kazandığı gizil zaferden başka? Aslında yaşadıklarımız bir düş: Şiirin o noktadaki varlığı ise gerçeğin metafora bulanmış zavallı hali... Hani 1990'ların başında Avrupa'daki sosyalist rejimler bir bir çökerken, Karl Marx'ın Londra'daki (yoksa Paris miydi?) heykelinin kaidesine sprey boya ile yazılan 'Bir dahaki sefere her şey çok daha güzel olacak!' sözü gibi.”


18 Nisan 1963'te İstanbul'da doğdu.

Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden "Türk Sosyo-Kültür Yapısı İçinde Arabesk" konulu teziyle mezun oldu. Aynı üniversitede Antropoloji masteri yaptı. Bu kez tezinin konusu, "Değişme Sürecindeki Türk Toplumu ve İsmet Özel'de Kimlik Arayışı" idi. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı'ndaki doktora çalışmasını yarım bıraktı. 1988 yılından bu yana gazetecilik yapıyor. 12 yıl Anadolu Ajansı'nda muhabir olarak görev yaptıktan sonra, 2000 yılı Eylül ayında CNN TÜRK'te editör olarak çalışmaya başladı.
İlk şiir kitabı Ay Işığı Karanlığı Yırtarken henüz 20 yaşındayken yayımlandı (1983). 1987-1990 yılları arasında 33 sayı yayımlanan Edebiyat Dostları dergisinin yazı kadrosunda yer aldı. Milliyet Sanat Dergisi'nin 1987'de düzenlediği Abdi İpekçi Öykü/Roman Eleştirisi Yarışması'nda Murathan Mungan'ın "Cenk Hikayeleri" adlı yapıtına yönelik incelemesiyle üçüncülük ödülü kazandı.
Şiir, eleştiri ve deneme yazıları, başta Edebiyat Dostları, Yeni, Varlık, Yazko Somut, Milliyet Sanat, Parantez, Promete, Virgül, Ütopiya, Ludingirra, Sombahar, Pencere, Şiir-lik, Su, Nitelik, Üç Nokta, Şiir Ülkesi, Yeni Biçem, Akatalpa, Rüzgar, Yom Sanat, Düzyazı Defteri adlı dergide yayımlandı.

Şiir kitapları

Ay Işığı Karanlığı Yırtarken (1983); Hoşbulduk Cehennem (1994); Aşkla Satranç (1995); Girdap ve Safir (1998); Kendime Savurduğum Hançer (2004)

 

Aşkın Şansı Bir Kez

Kar ortasında kaldık. Buydu belki görüp göreceğimiz
          en büyük sürpriz. Dağlar geçit vermedi, sıralı
otobüsler, tedirgin sürücüler, mola yeri telaşı

Acıtıyor şimdi içimizi uzaktan duyulan bir kırık bozlak
Kırşehirli Neşet Ertaş, Muharrem oğlu, kendi halinde abdal
O, sazı kıracak kadar tutkulu
Biz, uzanıp kara tutunacak kadar...

Gelip geçtik olmayacağız başımızı taşlara vurup vurup
Taşın suyundaki sır kalbimizdeki sır olup kaynaşacak hayata

Kar ortasındayız. Donmuş mazot korkusu, kendini
          geceden saklayan yıldızlar
Hepsini senin için avuç avuç toplamaya geldim. Ben.
Tek başıma. Yanımda binlerce düş ışıltısı.

Yanımda kimsenin bilmediği bir puslu fener
Kalbime tuttukça adın görünecek. Yıldızlar cebimden taşıp
          ömrüne eklenecek. Sen hiç farketmeden uzayacak ömrün.

Aşk mıydı? Kara saplı bir kızak mı?
İkisinde de üşüdük, yönümüz değişti, gökyüzüne vurdu kalbimiz
Şimdi ellerinde fenerlerle ikimizi arıyorlar


Avamın En Büyük
Asaleti Ölüm

Hepsi bir eski tüfek nazında güzel
Ertelenmiş destanları omuzlarında çapraz fişek
Ne ki düşleri bir atımlık baruttan ibaret
Sıktıkça geri tepiyor hayat

Üç kişilik bir asansör değil mi ömür?
Sen iki göbeklinin arasında tost olursun
Ha bire arıza yapıp duran alarm düdükler korkuyu
Saplanmaz ama kalbine: Azraili insanın kendiyse ıslık nafile

Demek konuşmayacaksın ve şarkılar uçuşmayacak rüzgârda
Aşk kelimesi de zaten yarım bir heceden bozma
Sana biçilen coplar ve elektrik tesisatı ne acemi ki
Cücelerin başına üşüştüğü bir merak çarmıhısın

Adını silmek için seferber oldu cümle alem
Kitabına uyduralım diye ölümünü ne çıyanlar cavladı
Sonunda Nuh'un gemisine yazdılar talihini
Arkayı dörtlediniz sen ve sıpıtılıp atılmış üç maymun daha
Sus diyene gözleriyle dil döken bir sürgün mangası her biriniz

Tombaladan çıkmış bir yolculuk oldu hayat
İte kaka sevdiniz, deli dolu aştınız kalbinizi inciten her soruyu
Ne büyükmüş ki cezanız bir tufan salgınında duruldu ancak

Şimdi gözleriniz kan çanağı
Çanak tutmadığı için bu götlek haritaya
Nuh sana
Tuh sana demediği için kalbiniz kendi öfkesine
Yenildi hazırun: Bir koca korku çadır kurdu çocukların böğrüne

Ama neyi biçerse biçsinler anılara
Velev ki bir gözyaşı kalmıştı o da unutulsun
Avamın en büyük asaleti ölüm
Madem gemi battı batacak filikalar allaha emanet
Bütün lordları toplayıp kamarada sikmeli


Azraile Rest

Hayallerimi hortlatma durup dururken
Kesif bir amonyak kokusu oluyor hayat
Burnuma anıları dayıyorum
Uzaklaşıyor altımdaki çalı çırpılı bahçe

Kalbime dayadığın söz o söz değil
Handiyse alıştığım kadar kovalarım kaçanı
Sınır ne? Rüzgârını bulamamış bir mermi
Eşittir hayatı kıstıran bir öbür hayat ya da
Tane tane ver ifâdeni ne olur
Tam köşedeyken uçup gitti rüyalar
Tam da dönecekken bir başkasının raylı sultasına

Geciktiysem geciktim
Yine koşarım yanlışlara bir nefes alıp
Kırıklarım alışır gider kaynar arada

Yeni bir rol biçilir oynarsın
Pinokyoyum pinokyosun pinokyo
Uzar gider bir filmin finali hayatımız gibi boktan
Yeni yetmeler taşak geçer dilenci kılığında dervişle
Sanırsın asayı götlerine soksan bu kuşak gökkuşağı olacak

Ben de bir ucundayım bu deli dolu yumağın
Alsın götürsün cellâtlarım nereye götürecekse
Gün gelir bir bölük çocuk çalar kapınızı kartal gözleriyle
Gün olur çok özlersiniz adam gibi ölmeyi


Bilinçaltımda Cümbüş

Bütün aşıkların kalbi yoruldu
Şimdi herkes kendi yağmuruna dökülüyor
Kurşun asker emir aldı: Sev-ki-üç-dört!
                                   Sev-ki-üç-dört!
Yaralı ömre cila şarkılar da eskiyor giderek
Bir kıskaç duygusu içimde
Öte dönsem vurulduğumu anlayıp kuduruyorum
Beri dönsem sensizlik çalı-diken...

'Çullan' diyor içimdeki şeytan
-kendisini pabuçsuz ve yalınayak bıraktığımı unutup-
'Senin gözlerin ufkun ardındaki başka dünyalara miyop
Ulaşmak diye bir şey yok bu kitabede
Uyma sen kavşaktaki yalancı işaret levhalarına
Yönsüzlük ışıtmadı mı aşkın yolunu?'
İçimden beşe kadar saymayı deniyorum
Daha ikiye gelmeden buharlanıyor sabır taşı
Bir uyanabilsem anlaşılmayacak belki yılların bu kadar çabuk geçtiği
Sular götürmeyecek tersine canlanan ayak izlerimi.

Kabul, mağlubuyum bu başlangıçsız oyunun
düdüğü kim çaldı, nerede durakladık, kim yuvarladı?
Hepsini benim haneme çiziverin gitsin.

Kıskaçtayken de kaçmayı beceremedim, kabul
Ömrüme birer kelepçe içimde birikenler
Pencereyi kırıp gökyüzüne salamadım onları
Bunu da çizin günah defterime.

'Hayırsız bir kul' muyum tanrının gözünde,
keşfedilmemiş bir dünya mı?
Sular durulunca her şey anlaşılacak
Kalbime yürüyen asansörün neden kontak yaptığı,
Ütünün niçin prizde unutulduğu,
Kapıyı çarparken anahtarın nasıl içeride kaldığı,
Bugün pazar olduğu halde bu kahrolası otobüste ne aradığım

Haydi, şimdi hep beraber silkinelim:
Azrailin çaldığı darbukada aşkın ritmi tınlasın durmadan
Nasılsa çoktan yitirdim tasarlayarak ölme cesaretini
Bir korkak yolcunun kalbi kaplumbağa hızında çarpıyor işte.

Gözünü seveyim miço, tek kişilik yer boş kalsın,
Kaptana söyleme sakın gemiyi hangi limanda batıracağını.


Mavisiz Denizde Bir Gri Çiroz

Ağlardan kalbini kurtaran ince bir balıktı belki o
Kılçığı en çok kendine batacak
Uçsuz denizler eskitemedi yine de
Düşlerini maviye vurdukça kudurdu bahtı

Esir düştüğü bütün aşklarda aynı ses
Yanlışa olta atmanın hüznünü söyledi
Bir gazel atımı o mezelik yazgısı
Masalar devirdi kavgalarda da sıyrıldı bari

Yüzgeçleri ne parmaklar kanattı erken sabahlarda
Ay, kendi artığı saydı sonraya kalan o hüzünlü şarkıyı
Ne yapsa bitmedi derindeki kabarcık
Suçu yüzüne okundu sıcak denizlerin eşiğinde yakalandığı an
Dalgalar yeminli tanıklık yaptı tövbesiz cesaretine
Aşkoldu ona yüzkızartıcı mavi kaçamak

Ah denize hançer gibi saplanan kılçıklı çiroz
Özlemenin sırası mıydı nöbete durmuş yakamozları?
Alemin bütün tekneleri sana düşman yazıldı o şafak

Kimse aslında kimvurduya gittiğini anlamadı kimsesizliğin
Şimdi kaybolduğun yerde martılar bir ağızdan siren sesi taklit ediyor

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ