Posta
Beğen
Takip et
ANA SAYFA
 
 

Cahit Sıtkı

 

 

Cahit Sıtkı
Tarancı

Kıs[s]aca
"Şiirde meali sesten ayrı düşünmek rakıda üzümü rakının lezzetinden ayrı düşünmeye benzer. Sökmez. Zaten, mevzu mu, tem mi, meal mi, bütün bunlar ses içerisinde -suda hidrojen ve oksijen gibi- vazifelerini yapmış, işlerini bitirmiş bulunuyorlar. Su içerken hidrojenden bahsetmek ne kadar tuhafsa, şiir okurken de mevzudan, tem'den vesaireden bahsetmek o derece gariptir. Bana öyle geliyor ki bütün dünya edebiyatında çok şair yetiştiği halde, cins şairlerin azlığı bu şiir hakikatinin maalesef pek az kimseler tarafından anlaşılmış olmasındadır." (Ziya'ya Mektuplar)


4 Ekim 1910'da Diyarbakır'da doğdu, 13 Ekim 1956'da Avusturya'nın Viyana kentinde ödü.

Galatasaray Lisesi'nden sonra Ankara'da Mülkiye Mektebi ile Yükset Ticaret Okulu'nda okudu. Bir süre Sümerbank'ta çalıştıktan sonra 1946'da Paris'e gitti. Paris Radyosu'nun Türkçe yayınlarında sunuculuk yaptı. İkinci Dünya Savaşı başalyınca Türkiye'ye döndü. Askerliğini bitirip babasının yanında çalışmaya başladı (1943). Ankara'da Anadolu Ajansı'nda çevirmenlik yaptı. Toprak Mahsulleri Ofisi ile Çalışma Bakanlığı'nda çeşitli görevlerde bulundu. 1954 yılında kısmi felç sonucu konuşma becerisini yitirdi. Tedavi için Viyana'ya gitti, orada yaşama veda etti.
İlk şiirleri Servetifünun Uyanış dergisinde 1930'da yayımlandı. CHP'nin şiir yarışmasında "Otuz Beş Yaş" şiiriyle birincilik kazanarak adını duyurdu.
Fransızcadan çevirdiği şiirler ve ölümü üzerine yazılan yazılarla birlikte Sonrası (1957) adıyla yayımlandı. Yakın dostu şair Ziya Osman Saba'ya mektupları Ziya'ya Mektuplar (1957) adıyla kitaplaştırıldı. Gazete ve dergilerde kalan öyküleri, Cahit Sıtkı'nın Hikâyeciliği ve Hikâyeleri (1976) adlı kitapta Selahattin Önerli tarafından bir araya getirildi. Asım Bezirci'nin derlemesiyle Bütün Şiirleri 1983'te yayımlandı.

Şiir kitapları

Ömrümde Sükût (1933); Otuz Beş Yaş (1946); Düşten Güzel (1952).

 
 
SF_Logos.jpg
 

Abbas

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam,
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye.
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.


Bir Saadet

Ne bir kelime konuştuk,
Ne işaret çektik birbirimize,
Fakat gerçektir seviştiğimiz
Vapur kalkıncaya dek,
Göz göze gelmekle sade.
Bir saadet gibi hatırlıyorum,
Yasemin kokusu ondan,
Teneffüsü benden,
Bir yaz akşamı,
Kandilli iskelesinde.


Çocukluk

Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!


Dalgın Ölü

Dün güzel bir kadın geçti
Kabrimin yakınından.
Doya doya setrettim.
Gün hazinesi bacaklarını,
Gecemi altüst eden.
Söylesem inanmazsınız,
Kalkıp verecek oldum
Düşürünce mendilini;
Öldüğümü unutmuşum.


Otuz Beş Yaş Şiiri

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarümar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.

 

 
SF_Logos.jpg
 
ANA SAYFA İbrahim Baştuğ
+1 Tanıtımı: Eşzamansız oluşturma