|
Dinmeyen
Sızı
Koyup
kaçtığın yerden
Kuşlarını uçurduğun hedefe
Dinmez bir sızı taşıdığını
Öğreniyorsun yaşadıkça
Yaşadıkça
şaşırmıyorsun artık
Başaktaki süte
Renkten renge girmesine gökyüzünün
Çelikten sabrını kullanıyorsun zırh olarak
Yaşamın acımasızlığına karşı
Kalım
haberini alarak dostların
İçini yakan ölümler arasından
Öğreniyorsun yanındakinin yokluğuna uyanmayı
Yaşadıkça
öğreniyorsun
Göğüs kafesinde çırpınanın
Yaşama güveyi girdiği günle birlikte
Ölümün yağmuruna payanda duran
Bir göçmen kuş olduğunu
Gittiğin
yere gitmekle taşıdığın bu ömrün
Kalma olasılığıyla tedirgin
Gitmelere binbir gurbet türküsü yükleyen
Bu yorgun duruşunun
Ölümün dörtyol ağzında
Öyle bir duruşu olduğunu yaşamın
Öğreniyorsun
yaşadıkça
Geçmişin
Çizdiği
Ninemin
anısına, babama
Bir
göçü sığınak yapmıştı
Birini konak yeri düşlerine
Yorgun bir ömürden tren
Güneşten bir yatak incecik bedenine
Tarlalarla
üşümüş dalsız duldasız
Güneş ara verdiğinde yürüyüşüne
Sonra bir çobanaldatanla aldanmış
Kar altında başlamıştı türküsüne
O
gitti yönü değiştirilmiş bir ırmakta yüzerek
En çok burnum sızlıyor şimdi
Gurbetin depremiyle gözlerimde buluşan
Uçurumundan sılanın
Soldu
kanımdaki mavi aydınlık
Geçmişin avuçlarıma çizdiğinde yüzüyor
Mevsimlerle eskiyen sızılı belirsizlik
Göğsümdeki
güvercin taklasına sert esen rüzgâr
Şimdi uzun ikindiler boyunca
Sık dişli bir tarakla tarazlanıyor kalbim
Ömrümün kumaşından yırttığın ağıt sende kalsın
Sende kalsın önüne katıp götürdüğün yaprak
Silindi madem soyunduğum en sıcak geçmiş
Annemin ardında bıraktığı
Soğuk karanlığa değil de
Hangi mevsime istersen göm beni
Öbür Yanı Da Ateş
Bir
kez de onuru çiğneniyorken
Şarap reklamlarıyla üzümün
Kırık bir asma dalının
Saralım yarasını
Yanımda kal
Bir
yanı ateş dediğimde yaşamın
Yaklaşıp hiç kimse
Su eklemediği için öbür yanına
Eksilerek tamamlıyor yaşam
Alıp yaralı yarım tümcemi
Kal
yanımda
Bir
çocuğu saçlarından öpmeye
Suyu buluşturarak yaşamın ateşiyle
Dönüştür şu cehennemi
Şairin Diyalektiği
1
Şairsen
oğlum
Her koyun senin bacağından asılır
Anlat
onurlu çelişkisini
Ölüme giderken peşinden sürüklüyor olmanın
Diri bir güzelyaşama umudunu
Anlat bizi gönendir
Söyle
hüzünlendiğini saklama
Onu da güzelleştir şair-sen
İstersen yalan söyle
Ama ne yap et bizi inandır
2
Mehmet
Oğuz'a
Coşkuyla
bağırarak söyler sesinin çıkmadığını
Çünkü şiirdir en uzun konuşması
Nice
çiçekler solmuştur kalbinde
Ondandır elini koyarken göğsüne
Bir yaraya dokunur gibi olması
Oysa hüzündür en eski yarası
Delirtecek
onu
Adam olmayan adem enflasyonu
Çünkü dostluğu kapitali değil
Onun tek kapitali ise dostluğu
Şaşırtır
karışık aşklarıyla beni
Bilmem eskisi mi yenisi yenisi mi eskisi
Bir
cebinde ateşten şiirler taşır
Biri boş tabancalarla dolu
Birini doldurup bir gün şeytan
......
Düşündükçe
kafam karışır
Düşündükçe uykularım kaçar
Beter
olsun koca Ortadoğu
Acılara ağulara kan ve baruta yer var da
Bir bizim başımıza kardeşim
Bir bizim başımıza (mı) dar
3
Göçebe
çingene yüreğimin prefabrik yaşantıları
Bir çiçek ömrünce süren ve sonra biten alışkanlıkları
Her güne bir yıldönümü düşürüyor yaşadıklarımdan
Kaç yıl yaşadım / yaşadım mı yaşadıklarımı
Yaşayacak denli yeni baştan
Bir
şehri bıraktığımda anlamaz beni çocuklar
Dönsem bir akşam aralasam içerden çocukların içindeki perdeyi
Dokunsam çocuklardaki rüzgâr çan ve güneşe
Dağılır mı ufkumu saran sis
Değişir mi kalma kararındaki cüzzam
Ve gözle görülür tomurcuklanma gitme ağacındaki
Silip bir bir takvimden
Konukluk ve yolculuk zamanlarımı
Eklesem yerleşiklik tarihime
Azığım çantam ve gitme sevincim yerine
Kalmanın ve güneşe doğru yapraklanmanın
Direngen dinginliğini
Çocuklar
anlar mı beni
Emekliliği
garanti yerleşik ve sigortalı yaşam
Bir aşkın güzelliğine bağlanmak güzeldir diyor
Güzelliklerin aşkına bölünmekten
Benim etinden yiyerek yaşayan tedirgin gençliğimse
İnanmıyor henüz at görmemiş bir çocuğun
Koşarken atlara öykünebileceğine
4
Birkaç
solgun anıyla birlikte
Diz çöküp küçük kalemlerle
Sayfaları karaladığım yıllardan
Annemin gözyaşlarına bulanmış
Ayrılık ve özlem türküleri
Benim kimsesizliğimin ürpertileriyle
Uzayan masal geceler
Bir gidenin ardından ilk ağlayışlarım
İlk hıçkırıklarım
Aşk derdinden çok önce tanıştığım
Yoksulluk acısı ve alfabe çetini günler
Geri geldi bir yalnızlık akşamında
Usulca çıkıp üç numara tıraşlı fotoğraflardan
Geride çırpınan
yaralı bir kuş
Anımsandıkça ağlanan
Bir geçmiş değil benimki
Ama
kadife kanatlı
kuşlar
da
uçuramadım
geleceğe
Bir yandan ateşler ekildi ardımdan
Yalınayak geçtiğim yollara
Öbür yandan kefenim oldu taşıdım yüreğimde
Koşarken geriden çağrılma korkusunu
Süt
taştı anne ateş söndü çoktan
Birer birer öldü bütün kuşlarım
Yeniden yeniden onarır gibi
Bir yanından kararan eskiyen günlerimi
Üfleme tutuşturamazsın çocukluğumun küllerini
Küller
değil
Yavru bir kuşu büyütüp ölmüş kuşlarımın anısına
Ağlamadan ölümüne katlanmayı öğrenmek
Daha iyi ilaç olur gençliğime
5
Hiç
takvim kullanmadığı bir başıboşlukta
Çınarlar selviler kavaklar dikti önceleri
Acı biberler fesleğenler ekti uzadıkça yollar
Sonra kır çiçeklerini sevdi mevsiminde
Bir
saat ve bir takvim aldığı gün kendine
Bir günlük çiçekler aradı bahçıvan
Buldu ama koklayamadı doya doya
Bütün kokuları ve tatları yitirdiği gün
Döküp yapraklarını solduğu gündü gençliğin
Bahçıvanın
son sözleri:
Ömrüm bir günde açılıp solan çiçek
Aynı güne denk getiremedim mevsimini
Yapma çiçeklerde bal arayan yorgun yürek
Yanlış dolaştın geçmişin bahçelerini
6
Yanlış
yaşadığına bahaneler uyduran
Solgun bir çiçek değilim
Paslı kilitleriyle dünyanın
Güneşe kapalı kapılarının ardında
Tuzum
belki ağızda uysal
Yarada ateşten tadı olan
Güneşe giden yolunda çiçeklerin
Çatlayan bir taşım ortasından
Güneşle
rüzgârı oynaştıran salıncağa ip
Paslı kilide anahtar olsam
Kirli suları gizleme özverisiyle nilüferlerin
Ağlasam içime ışık yağsa dışıma yağmur
Çıkrığı
kırık bir kuyuyum oysa
Acıyla ve/dalaşıyorum her anla
Yaşamın tuzu küle dönüşüyor dilimde
Yan
etkisi intihar girişimi ilaçlarla
Katlanmaya çalışıyorum zamana
7
Dünyanın
uzaydan bile çekilirken fotoğrafı
Poz verircesine durmaktır yazmak
Gökyüzünde çıplak yürümek ya da
Herkes durmuş bakarken gökkuşağına
Yaşamın
ufkunda ebru yangınları tutuştururken
Gidilmemiş denizlerin şafağı
Gecikmeyi silmek için zamanın haritasından
Çatlatmaktır atını sürüp uçurumlara uçurumlardan
Gece
duman olup tütünce şehrin bacalarında
Dağda odun kesenlerin yanık türküleri
Vardiyanın yorgun çeliğinden
Karnında bıçak dansları başlar şairin
Okunaksız bir gömü haritası
Kanatır kemirgen çağrılarıyla uykularını
8
Ayçadan
dolunaya
Yapraklanarak seyrini dünyanın
Binlerce yıllık ömrünü taşın
Yuvarlandım çakıla geldim
Kuşlarla
ilgilendim bir zaman
İçimdeki göle konup kalkan turnaların
Her seferinde vuruldu biri / uçamadım
Yağmurlarda çürüdü tohumum
Çiçeklerle açamadım
Döndüm insana geldim
Anlayamadım/diyemedim
9
Mademki
doğmuşum
Yaşarmışım bir iç kanama olarak
Boşuna
sorma artık bana
İstasyon neden bu kadar uzun yazılır
Tren bu kadar kısa
Yanıtını
bilsem
Aramazdım yaşamın anlamını
Ölüm masal olsa
Anlardım belki
Yaşamın tekerleme olmasını
Yaralı
Yangın Geceleri
Biçimlere
sığdıramadığım
Kaçıncı kaçış bu unuttum
Kaçıncı çıraklık
Bırakıp bırakıp
Yeniden başladığım
Daha
şafağında kirletilip tüketilen
Her akşamı ölüm taslağı günlerde
Yeni yangınlar tutuşturdum
Bir öncekini söndürmek için
Geçerken konakladığım
Yolüstü uğraklarında
Küçük
oyunlarda sınanan
Sırat dostluklardan uzakta
Alnında mendil kurutuyorum şimdi
Çıkışsız sayıklayan yalnızlığımın
Hangi
sokağına sapsam gecenin
Hiç kimsenin yüreği
Açık değildir bu saatte
|