Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Arife Kalender

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cahit Sıtkı Tarancı

Cemal Süreya

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İ. Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kemalettin Kamu

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nâzım Hikmet

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Yahya Kemal

Tevfik Fikret

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Ziya Osman Saba

Bâki Ayhan T
Bâki
Ayhan T.

Kıs[s]aca
"Şiir hayattan çıkar ama hayatı anlatmaz. Şiirin anlattığı, aslında, düzyazı cümleleriyle dile getirilemez. Modern şiir yazmak isteyen bir şair, yaratıcı yeteneğin yanı sıra önemli bir poetik birikime de sahip olmak zorundadır. Modernizmin temeli akla ve bilgiye dayanır; öyleyse modern şiir yazma iddiasında olan birinin de azami derecede şiir bilgisine sahip olması gerekir. Yaratıcılığın belirgin izlerini taşıyan, yeni yapı arayışlarına yönelmiş, toplumsal konular yerine derin içsel yaşamı dile getirmeye çalışan, postmodernizm sığlığından uzak bir şiirden yanayım."


15 Nisan 1969'da Adana'da doğdu.

Gerçek adı Bâki Asiltürk. 1985'te üniversite okumak için İstanbul'a geldi ve bir daha da bu kentten ayrılmadı.
Marmara Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı lisans eğitimini 1989'da, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı'ndaki yüksek lisans çalışmasını 1991'de tamamlayarak "Cenap Şahabettin'in Suriye Mektupları" başlıklı teziyle master derecesini aldı. "Türk Edebiyatında Avrupa Seyahatleri: 1839-1923" başlıklı doktora tezini 1997'de bitirdikten sonra akademik çalışmalarını daha çok modern Türk şiiri alanında yoğunlaştırdı. Marmara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğretim üyesi. Modern Türk şiiri dersleri veriyor. Akademik yazılarını Bâki Asiltürk imzasıyla yayımlıyor. 2006’dan bu yana Yapı Kredi Yayınları Şiir Yıllığı’nı hazırlıyor.
Şiir okumaya ve yazmaya ilkokul yıllarında başladı. "Mandolinli Kız" başlıklı ilk şiiri 1985'te lise son sınıfta iken Milliyet Sanat dergisinde ve daha sonra Genç Şairler Antolojisi'nde (1985) yayımlandı. Aynı yıl ilk şiir kitabını çıkardı. Şiirlerini ve modern Türk şiiri üzerine yazılarını Gösteri, Varlık, Sombahar, Ludingirra, Kitap-lık, Adam Sanat, Yasakmeyve, Başka, Yom Sanat, Budala... gibi dergilerde yayımladı, yayımlıyor. 2001'de Arkadaş Z. Özger Şiir İnceleme Ödülü'nü aldı. 1997-2004 yılları arasında şiir dergisi Budala’yı (27 sayı) çıkardı. Bu dergide 2003 yılı sonlarında “Soylu Yenilikçi Şiir” başlıklı bir manifesto yayımladı. Yine bu dergideki şiirlerden bir derlemeyi Budala Kitabı: Budala Dergisinden Seçilenler, (2004) adıyla yayımladı. Osmanlı Seyyahlarının Gözüyle Avrupa (2000); Hilesiz Terazi (2006, şiir yazıları); 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası, (2006); Reşat Nuri Güntekin’in Romanlarında Hastalık (2009); Yazılı Anlatım: Metin İnceleme ve Oluşturma (2011) adlı araştırma kitapları var.

Şiir kitapları

Sevdalar Tünemiş Şu Yüreğime (1985); Hileli Anılar Terazisi (2001); Uzak Zamana Övgü (2003); Fırtınaya Hazırlık, (2006);
Kopuk (2011).

 

Bir Aşkın Başlaması

bir aşkın başlaması:
ruhla yontulması sert bir ağacın

bir anahtar sessizce açar doğayı
bir la sesi başlatır fırtınayı
çeker bıçağını hırçın rüzgâr
hızla çevirir yıpranmış sayfayı:
bir aşkın başlaması

ne süzülürse içine ince bir dalın
serinlikler onu gezdirir yüreğinde
son ışığın peşinde olan yolcular
yaşamı asarlar günün ucuna
kısık bir sesle başladıkları şarkı:
bir aşkın başlaması

kendini ıssız zamanlarda yitirip
ışığın sonunu arayanlar
yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman
bütün bildiği budur hayatı anlayanların
yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması:
bir aşkın başlaması

unutulan her güzellik geçmişe karışmaz
yeni güzelliklere eklenir bazısı
bu yüzden en güzeldir en son sevilen
bütün güzellikleri kendinde birleştiren
ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları
bir güz sabahı kapınıza getiren!
böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması
uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince
kadının ayakları suya değince
bir aşkın başlaması

ipekler altında kabaran göğüslerin tadıyla
gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları
bütün bir hayatı içerecek,
o garip hışırtının böceği aranacak her köşede
anlamsız sayılacak sonra
ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması...
eşyalar birbirine karışmış
mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak;
böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan:
bir aşkın başlaması

yeni şeyler ezberlemenin yanlışlığı
bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı
gümüş bir gemiyi getirmek diplerden

savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak
doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken
gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması
zamanın akışını hızlandırmak:
bir aşkın başlaması

en sonra:
birdenbire eski yağmurları anımsamak
kırmızı sincapların eskimeyen sıçrayışlarında
okyanusun esnek akışlarında
altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak
en eski çağların güne kavuşan hızında
yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması
kalbin yenilgileri kanıksaması
enginlere açılması gülümseyerek
titrek günler içinde kırışmalarla:
bir aşkın başlaması


Bisiklete Binen Yeni Evli Kadın

sabah şarkısını arı kovanından süzmüş
nergisler su sızdırıyor hayat duvarlarından
gün başladı başlayacak

bırakmış kendini yokuş aşağı
süzülmüş fısıltılar eşliğinde
başının üstünde kelebek sürüsü

bir yere doğru koşuyor kuşlar
güneş parçaları dökülüyor eteklere
dere ikiye bölünüyor
aşk içinde

unutmuş dünyayı ve zamanı
kendine dönüyor bisiklet devri
arıların fısıltısı kuşların çığlığıyla
anlatıyor geçişini

uzaktan uzağa kusursuz rüzgâr
konuşuyor
bir genç kız çırılçıplak soyunduysa
söyleyecek sözü kalmamıştır demişti Balzac
yeni evli bir kadın bisiklete binerse
yararak ilerlerse sisleri ve sabahı
böyle olmuştur ancak


Çiçek Sapını Kalbine Soktu

ilk gördüğümde yaprakta uyuyordu
düşmekle tutunmak arası
su içecekken şırıl yağmurdan
beklemek kadar sonsuz
dudağımın kenarına oturup beni seyretti
renksiz harfler dökülüyordu renkli kâğıtlara

basit gerçeklerdi inandığı büyük yalanlar
üşüyüp titreyerek
iğne deliğinden hindistan’a bakıyordu
kaçmak ve kovmak istediği
hasta bir peri vardı ağaç kovuğunda
boşluğa tutunup öksüren
kışın onunla geçmesini istiyordu

kimse görmedi belki görmedi kimse
tuhaf bir sızı uyandı
azalırken kalabalık
ağır ağır düşen bulutu tutunca
buharlı kabarcıklar uçuştu dudaklarına
kömürle çalışan trenin hızına yetişmeye çalışıyor
düşünüyordu çatlayan zaman yolu:
dünya tuhaf yer!
batık gemilerden birine,
mektup yazmıştı
eski pul yapıştırmıştı
tedavülden kalkmış para uzatmıştı postacıya

çok eskiden çok çok
hayal bulaştırırdı kaçak tütünlere
kırık bozuk bir saati vardı
ölmek üzere tırtıl hızında
uzaktan baktım oydu
onu yazmaya çalışan kalemin
mürekkebi dağılıyordu
çürüyen dalın sınırındaydı
kızaran şeftalinin sinirinde

ilk gördüğümde nasılsa öyleydi yüz yıl sonra da
kâr-zarar terazisinden uzaktı evi

hangi tuzak kurulsa bilirdi düşmeyi
uzun yol sürücülerinin yalnızlığını anlar
avuçlarında biriktirirdi bütün sessizlikleri
kalbinde karışık görüntüler saklardı
diriler kitabına baktım, yok
ölüler defterinde, yoktu
duyar gibi olurdum soluklarını
yaprağın kenarında üşürken
beni de alacaktı sanki yüzüme baktı

kalp çok genişti ona dünya dar
batık gemiler uzak
son bir öpüşle tam iyileşecekken
tam iyileşecekken hayatla
çiçek sapını kalbine soktu


Ne Güzel Olur

saatler zamanı çalar telaşla uyanırız
pür acele elimizi yüzümüzü yıkarız
giyinir süslenir kokular sıkınırız
yüzümüze gözümüze bakarız aynada
gardırobun kapağını telaşla
ne güzel olur

ofise gideriz daireye mağazalara
sekreter günaydın der gün aydınlanır
kahve içmeye çağırır arkadaşlarımız
tezgâhtar kız şıkır şıkır giyinir
müşteri üstü kalsın der fiş fatura istemez
her şey ne güzel olur

bütün gün çalışırız çalarız
saate bakarız durup durmadan
gömlekler beyaz, kravatlar çizgili
evrak gelir imzalar imzalatırız
garson çay getirir boşlukları götürür
dosyalar zayıflar klasörler şişer
işleyip fişleriz ardımıza bakmadan
her şey ne güzel olur

yemekte ne var deriz dahili telefonda
aşçı cevap verir: domates çorbası ayşekadın
üstüne de kırmızı elma kaysı hoşafı
kapı önünde sigara içeriz lisedeki gibi
söyleşir konuşuruz akşamki maçlardan
sabah sabah demeç veren çirkin adamlardan
bırak bunları! maaşa zam ne kadar deriz
sinirle güler dalga geçeriz
her şey ne güzel olur

bir adam uçağa biner öteki bisiklete
aynı yere gider dökülen çöpler
bir cinayet işlenir katil yanlış bulunur
bankalar soyulur soyguncu yurt dışında
bir renk söyle derler kırmızı deriz hemen
çocuklar büyür yetişkinler yaşlanır
kadınlar gelir derken kızlar gider

her şey ne güzel olur

akşam olur çantaları toplar tıkışık
serviste yer açarız yerlerden
radyoda son dakika haberleri reklamlar
evlerde hayat arkadaşlarımız bekler
tütün ve acı kokar parmaklarımız
kirlenir camlar kirli yağmurdan
dilenciye çarpacak gibi oluruz kavşakta
herkes olay yerine toplanır dağılır herkes
her şey ne güzel olur


Sevgilimin Dokunduğu Şarkı


sevgilim neye dokunsa değişiyor
iki ağızlı bıçak
tek ağızlı makasa dönüşüyor
gökyüzü ansızın uçak gölgelerine
uçak gölgeleri vahşi kuşlara
gidiyor geliyor gökdelenlerle birlikte
kızarıp sararıyor bahçeler yabancı iklimlere
şeylerle birlikte sevgilim de

sevgilim neye dokunsa değişiyor
harfler telâşla dağılıyor sayfalarda
renkli camlara değse renkli kuşlar
birbirini çağırıyor amansız soğuk ve kar
kapılarla onları kapatan sarmaşıklar
dokunuyor kesik kesik gölgelere
şeylerle birlikte sevgilim de

sevgilim neye dokunsa değişiyor
kitaplar gürültülü konuşmalara benziyor
birine yakından bakmak sızılı akşamlara
uzak iklimlere dönüşüyor kardeşlerimin sesleri
dünyaya uzanan borulardan çığlıklar
fırtınadan usanmış ağaçları eğiyor
boşluklardan ruhumun acısına değiyor
şeylerle birlikte sevgilim de

bu şarkıyı dinlediğimizden beri
sevgilimin dokunduğu her şey ölüyor