Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Adnan Satıcı
Adnan
Satıcı

Kıs[s]aca
“Yazıyorum ya, ha ben ha pişmiş tavuk!
Gerçi tüylerim yolunmadan da mutlu bir hayat
sürdüğüm söylenemezdi. Belki de aklına her geleni
kılçığını ayıklamadan söyleme cüreti, mutsuz hayatımın
armağanıdır bana. belki de sırf bu yüzden müthiş bir
gevezeyim. Belki de ağaçlarının her biri çatlamış kalın
kabuklarla kaplı, güvenliğinin üstüne tir tir titreyen
bu mırıltı ormanında yaşamak tad vermiyor bana. Durup
durup beklenmedik sesler çıkarışım, ya yanlış anlaşılmam
ya da hiç anlaşılmamam bu yüzden.
Gören, yanıyor bana!”


17 Haziran 1962'de Diyarbakır'da doğdu, 13 Şubat 2007'de Ankara'da öldü.

İlk ve orta öğrenimini doğduğu kentte tamamladı. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’yle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Uzun yıllardır Ankara’da yaşıyor.

Şiirle yaşamaya ilkokul günlerinde başlayan Adnan Satıcı 1980’den bu yana ülkenin çeşitli edebiyat dergilerinde şiirler, denemeler ve poetik pasajlar yayımladı.

İlk yapıtı Ülkesiz Şarkılar'la 1984 Yeni Türkü Şiir Ödülü’nü; Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği ile de 1995 Behçet Aysan Şiir Ödülü'nü aldı.

Şiir dışında Sonsuzluk Sandalı (1996) adlı bir çocuk romanı ve Evrensel gazetesinde yayımlanan köşe yazılarından oluşan Burada Bir Orman Var (1998) adlı bir deneme kitabı var.

Şiir kitapları

Ülkesiz Şarkılar (1985); Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği (1994); Dokuzuncu Blues (1996); Hep Unutur Uzaklardaki (1998); Poetika (2000); Eksikti Geceler ve Bazı Günler (2004)

 

İspinoz

Unut bildiğin tek türküyü
suyu kıskanmayı bırak
ateşi düşünmeyi
o sana aldırmıyor

Bak nasıl da duruluyor aşağılarda
bozbulanık akışan tepeler
damarları boyunca yaprakların
yeniden tırmanıyor basamakları

Bizler gibi mi gibi
bin pişman
evinin önünde yağmur
paçalarını çırpıyor bir iki
eşikte çiseliyor tozlu pabuçlar
çağrılsın istiyor içeriye

Peki, ya ağaç dedim
şuramdaki şu ağaç
bütün bunları nasıl unutsun

Dedi: Unutsun!

Hatırladıkça kafasını karıştırıyor toprak.


Kirli ve Yitik

Bilmem nerden gelirdim, yolumu zaman kesti
hayata lime lime ödediğim borç
artıyor bir, beş, on; derken bir ömür
ucuza kapatılmış yıllar yığını
anımsanmayan bir dolu şey sonra

Küf kesmiş günler defterimin borç hanesinde
aldığım ne: kelepir bir yaşamak ve elden düşme
başkasından artanını yaşıyorum günün
kirli ve paslı tabaklarda nasibim

Bu yolun sonu nereye çıkar
asam kör derviş, yıldızım yitik
güneş uyanırken uyur bahtım
serçe parmağımdan geçiyor hayat çizgim
bir çember dönüyor fincanımda

Çember döner, ben dönerim
zamanla uzatarak bir arpa boyu yolu
suyun inadı yokuşa sözgelimi
lekenin tutkusu doruktaki beyaza

Nerde doğdum ben, bilen varsa söylesin
tanığım yok yıllardır,babam öleli
kimliğimi doğrulatmak mümkün
olmadı ihanetler tığıyla kabuğum pul pul örüleli

Böyle nerden gelirim, kime sormalı
yaşamıyor artık kulağıma ezan okuyan dede
sevgilim için kalbimden yonttuğum çiçek yaşamıyor
kanımı görmek için yanıp tutuşan polis de

Hayatı kutsayan rahiplerle oynadığım kumarda
alnıma derin bir çizgi ekleyerek edindim
ölmek, okyanuslarda dip yosunu olmak hakkını
elim açık, beş benzemez, restim görülsün

Size tuhaf gelmiyor mu şu insan
su da yürüsün de toprağa gömülsün


Ölü

Uslu gecede kıpırtısız göl
seni doğuran zaman mı yoksa
beyaz ıslak çiçeklerle dindirdi
dibindeki depremi

yansıyan ben olmadım hiç
sana bakarken
yansıyan kimdi

göklerin çılgın çobanı
serin ıslıklı rüzgar
bir kez olsun yağmadı
şu sürdüğün bulutlar

yangınımla ben ne çok bekledimdi

ağaca tutunan yosundum o zamanlar
güneşe yekindim de
ardıma gölgem bile düşmedi

yanardağ köpüğü, taşlaşan tansık
sen değilsen kim
bir söz mü görünmez kılıyor
diriliğimi

adım gibi...


Yağmurdan Sonraki Güneş

(LİRİK TEZLER)

I/ Çoğu Kez Kaybetmek

Büyük konuşmamalı insan birgün yenilebilir
ıssız bir patikanın dar bükümünde
neler bekler insanı kimler karşılar
belki güneş yağmuru belki çığ

Mızıkmasın kimse; kağıtlar eşit dağıtılıyor
zardır bu; herkese altı yüzü var
tek yumurta ikizidir her olasılık
çoğu kez kaybetmek iyidir kazanmaktan

Ne diye taşımalı gurur denen urbayı
masada bırakmalı yük sayılan ne varsa
eşeğini sırtlamış Nasıralı’dan
herkesin alacağı bir ders olmalı

II/ Senden Bir Adım Sonra Ancak

Diyorum ve seni izliyorum hiç erinmeden
dokunduğun her çalıya bir tutam yapağı bırakarak
soyunup serildiğin kumsala ulaşıyorum
senden bir adım sonra ancak

Kâşif dediğin sevdiğinin acemisidir
daha önce yürümediği yoldur aşk
daha önce görmediği düştür gövdesi
höyük altında gömülü şehir

Ki her kalbin mimarı kendisidir
örneksiz çizer sevda projesini
aksak bir kalemle ilerler sayfalarda
yaşamaktır gönyesi iletkisi

Aynı dili konuşabilseydi adaş dağlar
Büyük Ağrı’da da işe yarardı
Küçük Ağrı’ya çıkma deneyi
Şirin sarptır Leyla engin. Aslı dik

Bundandır Kerem’in Ferhad’a benzemediği

III/ Bulanık Aşk, Yarım Tümce...

Bu benim esrik yazım durmadan yalpalıyor
derinliği bulandıran kıpkızıl mürekkebim
çağırır gibi sessiz bir gülümseyişle
bir şeyler mırıldanıyor anlamıyorum

Sanki gelme diyor, sanki gel diyor
varınca kapısından kovuyor beni
umudunu kesme diyor falıma bakan teyze
başka türlü düşünüyor kalbin telvesi

Bulanık aşk, yarım tümce, böyle de iyi
keskin ışıklara sırtını dönmüş ayna
geri çeviriyor saygıyla sunulan giysileri
yapyalnız, çırçıplak bir belirsizlik

Bir şeyler görünüyor yine de çift taraflı aynada
bir yüzünde ergimiş ruhun ötekine aktığı
ne demektir bu, hayra yoramıyorum
bir yüzünde ellerimi bıraktığını

IV/ Kavuşmak Gibi Ayrılmak da...

Kıyıya set çeken kayaların üstünde
yırtıcı bir hayvanın kanlı ayak izleri
vurmuş da biri; biri yarasına sarmış da gibi
takılıp kalmış acılı bakışları geriye

Ve hançer ürpertisi ipeğin yüreğinde
bir zamanlar dağlandığımı anımsatıyor bana
geriniyor kendini içimde unutmuş pençe
hayli karışık rüya sona eriyor

Gerçi bir an olsun aklımdan geçirmedim
neye varır diye bu işin sonu
yenildiğim için pişman değilim
yerlerde sürüklediğim için gururumu

Biraz üzgün biraz kırgınım ama
kavuşmak gibi ayrılmak da senin eserin
sormasın mı, yakınmaya da mı hakkı olmasın
korkusunu saklayan kör cesaretin

Aşkım... aşkım... niçin beni bıraktın.

(...)


Yazı

                           oğlum Denizali’ye...

I

İlk ne yazmışım, hatırlamak isterken
gördüm ki çocuk olmak fena iş
Tanrı’yla karıştırırlar sizi
herkes bir şeyler umar elinizden

Bir ev harfi yaz demişti babam
yanına yöresine birkaç ağaç
üç beş kuş harfi iki de kedi
güneş yağmur ve akşam

Annemin neyi eksik, yaz dedi o da
söğüde kavağa ardıca selam
göğünde yıldız harflerinin yürüdüğü
deredeki mışıl mışıl uykuya

Kafdağı harfini biliyor musun
apak pelerini karlardan bulutlardan
ablamın hasreti şehzade harfi
istiyor ki at harfini koştursun

Ağbimi tanısaydınız hiç şaşmazdınız
ne işi var çalışmak harfinin bu yazıda
yesin zıbarsın içsin zıbarsın
aklında uzak bir hamak yalnı

II

Bir ev harfi yazdım babama
alçacık vagon; çatılı, tekerlekli
penceresi kapısı yerli yerinde
bacası boşlukta duruyor ama

Sağında cıscıbıldak beş ağaç
çelimsiz kökleri rüzgar alıyor
titrek kuş harfleri üşümüş mü ne
eşikteki tekir aç bilaç

Öbüründe bir esneme bir esneme bir uyku
sayfanın en serin kuytusunda
söğütlere konmuş sıra sıra balıklar
annemin yıldızları dereyi içiyordu

Ters çevirdim çatalı, Kafdağı yaptım
tepesinde babamın unuttuğum güneşi
at harfinin çilesi kanıma dokunmuştu
şehzadeyi yağmurda basbayağı ıslattım

Harf mitingi varmış sanayi çarşısında
kımıl kımıl bir mahşer, eh biraz gürültülü
tere batmış ağbim motor indiriyor
hamak kitap okuyor karşısında

III

Hadi bana yazdıklarını oku da anlat
bunu çiçek annem, ümmi annem söyledi
tekerleğe tınmadı, bacaya taktı babam
-Hiçbir şey boşlukta duramaz evlat!

Ablama göre bu da bir görüş
yine de çözemediği birkaç düğüm var
neden at harfinin sırtı sivri bu kadar
neden şehzade böyle eciş bücüş

Tozumu alırken görmeliydiniz ağbimi
dünyanın gidişine kafam basmıyor
ne dese tersinden anlıyormuşum
-Kitap okuyan hamak, olacak şey mi?

Öğretmen cımbızlı kostak kalemiyle
yoluverdi balıklarımın kanatlarını
yıldızları tek tek ayıkladı dereden
-Bilim saygı ister, hah şöyle!

Bak dedi, işte bu senin düşündüğündür
panoya iliştirdi düzeltili kara yazımı
ismime bir huni geçirdi arkadaşlarım
sınıfta kümem olmadı o gün bu gündür

Ağardı saçım sakalım, kuşkum kalmadı
kalemin tuttuğu yas, düşünceye düğündür.

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ