Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Adnan Özer
Adnan
Özer

Kıs[s]aca
"Hem kavmi hem de bireye dayalı bir şiir yazmak zor; bu zorluğu kendimde kabul etmeye çalışıyorum. Ayrıca güzellik ve adalet, duyarlılığın bende optimum noktası olsun diye uğraşıyorum. Şiir yeteneği, eğer bende varsa, bunu rıza ile kullanmalıyım: "Edep ve muhaddara vadisi"nde yazmak benim amacım. Yani özürü kendi içinde saklı olan insani terbiyenin yazıda kullanılması. Anadolu güzellik ve aşk felsefesine bağlıyım; temelde neoplatonik olarak duyumsuyorum kendimi. Renkli çocukluktan, onun resimlerinden yalınlığa doğru bir yolculuk benimkisi."


1957 yılında Tekirdağ'ın Gazioğlu köyünde doğdu.

İlk ve ortaöğrenimini Silivri ve Batman'da, yükseköğrenimini İÜ İletişim Fakültesi'nde tamamladı (1999). Yeni Türkü, Üç Çiçek başta olmak üzere birçok yayınevi kurdu; Gendaş Kültür'ün kurulması için önayak oldu ve editörlüğünü yapıyor. Nokta dergisinde çalıştı. Arkadaşlarıyla birlikte Üç Çiçek, Fanatik ve Düşler başta olmak üzere birçok dergi çıkardı. E dergisinde genel yayın yönetmenliği yaptı. İstanbul'da yaşıyor.
İlk şiiri 1977'de yayımlandı. Şiirlerinden seçmeler Makedonca, Rumence ve Portekizceye çevrilerek kitap halinde yayımlandı. Zaman Haritası adlı kitabıyla 1991 Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü aldı.
Anlatı özellikli düz yazılarını Hayat Tabirleri (1998) adlı kitapta topladı. Küçük İstasyon (1991) adlı çocuk kitabı var.
Çevirileriyle de adını duyuran A. Özer'in kitaplaşan çevirilerinden bazıları: Yeryüzünde Konaklama (Neruda'dan, 1984); Uzak Komşu (O. Paz'dan, 1985); Gümüş Olmak İstiyorum (G. Lorca'dan -der. R. Alberti- 1988).

Şiir kitapları

Ateşli Kaval (1981); Çıngırağın Ölümü (1983); Rüzgâr Durdurma Takvimi (1985); Zaman Haritası (1991); Seçme Şiirler (1994); Veda Şiirleri (1999)

 

Çıngırağın Ölümü 1

bir sesevinde doğdum
inanırım çanların ölümüne
fırtına dinince kıyacağım kendime

sen çizince ben oldum
inanırım kumlu ellerine
sen yitince kıyacağım kendime

bakır damlasından soğudum
inanırım zehirli yüreğine
şart olsun kıyacağım kendime

Çıngırağın Ölümü 2

I
zaman batıyor Margarita
su doluyor saatlara
bir kurtçuk geçiyor
beynimdeki kumdan

ses göçüyor Margarita
çanlar ölüyor sesevlerinde
dili kurtlanıp çürüyor
ölüm giriyor yalnız
açık kapıdan

II
ses ölünce
kimse kimseyi çağıramaz
ikimizin gizli sevdası
bir incinin yüreğinde
bulunmaz

zaman yanınca
ölüm de bırakır arkadan vurmayı
gelip evlerimize yerleşir
giyer geceliklerimizi
kan kabuklu bedenine
yataklarımızda yatar

herkes göçünce
ölüm yalnızlığını yaşar
son kez duy tenimi
ve kokla beni
ben yitince
belki yeni bir tufan kopar

Çıngırağın Ölümü 3

adımlarım
bir yere götürmüyor artık beni
çiziyorum kıl üstüne
küçük çıngırağın ayak izlerini

gözlerim
sönüyorlar bir bahçede
katran güle sarılıyor
uzun uzun öpüşüyorlar
birleşiyor
cennet ve cehennem
tanıyarak bedenlerini
dil ve damak gibi

adımlarım
bir yere götürmüyor artık beni
yağmur saralı bir dilenci
devriliyor ardımsıra
yürüdüğüm her sokak
duvarlaştırıyor kendini

ellerim
eriyorlar bir bahçede
kopuyor küpelerin halkası
kemerlerin tokası
yalnızlık delik ağlarıyla
avlanıyor içimi

adımlarım
bir yere götürmüyor artık beni
küçük bir çıngırağım
çalıyorum kendi kendimi


Islas Comores

Ücra yerlerimden biri de güneş.
Bir adalar haritasında gördüm kalbimi;
akmıyordu -Allahım-, sadece tayf ve merdiven
yeterdi anlatmaya çıkamayacağımı
hayal gücümün dizgelerinden.
Karanlığa yürümüşüm: kuru kalabalığa,
ah yüzü sulara dönük zavallı durgun ben
ayak bile basmamışım henüz kalbimin adasına.

Adalara! umutsuz bir kuşatmada
yiğitlik sınamaya!
Güneşe varıncaya hep düş!
Düşlerimiz olacak bize kumanya!


Kazı

                                       Biz güz sevdalıları
                                       izleri peşindeyiz nice...
                                       eski bir aşk masalının.
                                       Gülün işvesinden bir tutam
                                       tozlar arasında..
                                       bülbülün dileğinden bir telek
                                       kurumuş dalda...
                                       buluruz diye.

Bütün bir öğleden sonra seni bekledim Nymphea,
minare tuğlalarının yer ile göğü diktiği parkta.
Nil çiçeğinin çividi rengini almasını seyrettim/ bulutların.

Siperlerini terkedişini gördüm yaz ordularının,
başaşağı sarkıtılmış bir ölünün saçlarından
küskün bayraklarıyla.

(Zaman yeni bir güze hazırlıyordu gergin ekim toprağını.
Yukarda, yağmur ısıtıyordu trampetini.
Su çekmiş süngerleri andıran bulutlar kıblelerine alıyorlardı
serin bir limon gibi körleşen güneşi.)

Sabah sisinin yatalak hastalığı ikindiye ulaştı.
Uzak ağıllara götürdü
çoban yıldızı sürüsünü,
torbasında peynir, soğan ve ekşi hamur kokusu.

(Saldıracak hayvanlar gibi soluyordu rüzgâr.
Islak somağını sürtüyordu ağaçlara.
Atkestaneleri intihar boşluğuna atlıyorlardı.
Güneşi dileniyordu tahtaboşlar, oluk kiremitleri.
Su haznelerini genişletiyordu asma yaprağı
ağırlamak için uzak bir güneşe
secde eden damlaları, o çıplak ırmak dervişlerini.)

Seyrek sakalıyla yağmur, eğilip vakti sordu:
- Vakit tamam!
Ve şen trampetçi boşalttı vuruşlarını.
Yakaran bir el gibi duruldu rüzgâr.
Koştum -sırtımda yağmurlu bir orman-
bakışlarının gri gölcükler gibi
gezindiği parka.
Döküldü dudağımdan, tuzun minnet dolu akışıyla
şükür duaları.

Adında ağrıyan gümüşle sevdim seni Nymphea,
rüzgârın kumda hecelediği sözcük
ve buğdayın ıslığıyla.
Elveda,
karaladık aşkımızı pamuğun suçuyla.
Elveda,
merhaba ve elveda arasında
hayatımızın gömülmemiş çocuğuyla.
Elveda,
                 nil çiçeğinin yitik akrabası,
                 yüksük topuklu Nymphea!


Makedon Güzelini Arayan Çingene

Anız yangınları sıçramıştı
yaban güllerine

başakçılara sordum
sordum sordum sordum

tirşe gözyaşları düşüyordu
cam göbeği göğsüme

göcen avcılarına sordum
sordum sordum sordum

sazlı çatakta dolandım
yeşil yareler içinde

taraşçılara sordum
sordum sordum sordum

yar seni sordum
onbaşılar kollarımı bağlıyordu

uzakta taliga yollarından
Tekirdağ'ın hanları yanıyordu

bohcacılara sordum
yemen illerinden ipeklilere
şam boncuklarına

yar seni sordum
sordum sordum sordum durdum


Medresede İsyan

I

Düşlerimi 'şerre' yoruyor bir deli kadın
korkuluğumu kaçırttı kargalar
dönecek bir evim yok
uzaklara atıyorum şapkamı

yüreğimi 'hayra' yoruyor bir deli kadın
besmele kokuyor şiirim
duadır onlar sakalsız gençler için
- kim öpecek onları?
seladır onlar kusurlu kızlar için
- kim sevecek onları?

II

'Kainat' bölündüğünde ordaydım
bir soluk yaprak düştü payıma
arşa çıktım boynumun kuru dalından
deniz zambakları ektim gökbiryana

silin beni bu yaşamdan
silin silebilirseniz

ben katran, eski hint boyası
budak reçinesi
şair ve alçak

'Beşer' bölündüğünde ordaydım
hasta çocuklar düştü payıma
göğsümden indim öksüz düğünlerine
erikler kuruttum göbeğimin karışında

kılın beni bir rekâtta
kılın kılabilirseniz

ben şeytan ortağı
hasırcı bıçağı
şair ve alçak

 

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ