|
Ağaç
Dikmenin ve Yetiştirmenin Faydaları
bütün
çocuklar kuşku duyar yaşadığından
belalı bir hüzün gibi çalarız kapıları
kim açacak tıklım tıklım içimiz, dışımız zırdeli
aramıza göğsü jiletli bir yaz girdi gireli
anlam nedir: bir nev'i aşk. deriz geçeriz
böyle
apar topar yaşıyoruz ya kıvrımlı yerleri
doyasıya ölümlere zaman kalmaz belki diye
el değmemiş yalanlar söylüyoruz hep kendimize
çok
çirkiniz sevgilim; ağaç dikelim durmadan
bir fidan yetiştirdik diyelim göğüs kafesimizde
bir kuş kondu diyelim incecik dala çıt diyelim
kırıldı bir mevsim en buruk yerinden
bir el değdi diyelim sevişmeyi kana bulayan
göğüs uçlarını bir rüzgar uçurdu ovadan ovaya
diyelim kırık bir zar gibi algıladık hayatı
ne
olacak o fidana, azar azar ölüyoruz ne olacak...
boşuna
mı tüm çocuklar kuşku duyar yaşadığından
bir düşün; beni çok severmiş gibi yap kendine karşı
bir düşün; yaşken eğilen ağaçlar nasıl yeşertsin bir aşkı
çok çirkiniz sevgilim çok; en çok da sabaha karşı
Derin
Göç
gözlerinin
karşılaşmadığı bir duvar
bulursam göçmen bir kuş posteri asarım, bulamazsam
atlarım özenle hazırladığım uçurumdan
uçurumda
çiçek açmaz, bunu kutsal metinlerde
peter pan'da, kaptan swing'te
gündelik ölümler için çalan müzikte buldum
yoruldum. gözlerinin karşılaşmadığı bir duvar
bulursam çarparım. yalnızca derin aşklar için
çalan bir müziğin ritmi var sesinde
düzensiz intiharlar var, aynanın arkası var
kesilen ve kesildikçe güzelleşen damarlar var acı var
koyu
var, sis var, mutfak lavabosunda
her parmağını eşit boyda kesen biri var
onun titizliği var, onun kanı var
aynalara yansımayan yüzün var senin
düzensiz
intiharlar çiziyorum kağıda
nasıl çizilir deme, bari sen deme bunu
bulduğun ilk ipi dola boynuna, bulduğun ilk yarasayı
koynuna al, beni hatırla, beni acıt ya!
göğsünden
havalanan göçmen bir kuş kadar
bari sen kabul et, yakışıyorum aşka!
Sokaklar Tekin
Değil
yüzüme
sevgi dolu
bakarken canımı acıtıyorsun, sokaklar tekin değil
kuytu bir köşe bile bırakmadılar bize
rasgele işlenen cinayette tek ipucu sözlerin
onlar da konuştukça kusmuk gibi dilinde
sokaklar
tekin değil, hava soğuk, üşürsün
yün eldiven tak, parmak izin bulaşmasın kente
haydi son kez sevişelim o yanlış evlerde
o trenin vagonuna asalım derimizi
nazlanma; yanlış bir adres daha ver bana
bak bir elmanın tombul kurdu gibiyiz
kırık bir şemsiyenin sapı gibiyiz senle
yüzüme
sevgi dolu
bakma; içimden silah sesleri geliyor
bir adam bir sancıyı kudurtuyor içimde
sokaklar tekin değil, zar tutarken hırpalanan biri var
büyük bir ihtimalle
bir
güle ceza veren yeniyetme çocukları
olur olmaz yerlerde öldürmekten yoruldum
olduğun gibi gel, olduğun yerde soyun!
yani terli ve kırışık, yani solgun ve kirli
yani tuzlu bir gölde biriken cesetler gibi
benim dilim yetmez diye delileri topladım
yalamaya hazırız çürüyen yerlerini
yüzüme
sevgi dolu
bakarken canımı acıtıyorsun, sokaklar tekin değil
iyisi mi kendine çevir dur
tüm serseri mermileri
Tuğla
sarayıma
kim soktu bu kadar soytarıyı
bu kadar ölüme aynı anda
nasıl katlanır insan üstelik yalnızsa
üstelik bir tren çıktığı raya
tekrar dönmek için kendini yakmışsa
küçük
kırmızı tuğla
her şeyi baştan anlat bana
"serseri"yi
en çok kurşunda seviyorum
yeniden kanarken seviyorum
kabuk tutmuş yaraları, ruhumdaki
delikleri tıka basa dolduruyorum
sokaktan topladığım paçavralarla
küçük
kırmızı tuğla
her şeyi baştan anlat bana
her
adımda yepyeni bir uçurum
keşke düşsem diyorum tam kurtulurken
tam ölürken ter içinde uyandırılıyorum
minik bir serçe yavrusunun tırnakları
onarıyor uykulu bakışlarımı
küçük
kırmızı tuğla
her şeyi baştan anlat bana
anlat:
kim soktu bu kadar soytarıyı sarayıma
cariyemi kim değiştirdi gündüz vakti
vahşi bir kaplan yavrusuyla
vezirimi kıran taşı kim yükledi sırtıma
anlat
bana küçük kırmızı tuğla
nasıl düştün bu yanlış
hayatın arka sokağındaki kaldırıma
Üflemeli, Vurmalı
Çalgı Çeşitleri
ve Muhtelif Çalma Yöntemleri
1.
karnemde sosyal orta, matematik kesirli
kil bilgisi hep pekiyi; oyuncak hamuruyla
yumuşak tanrılar yapıyorum, eğri kuklalar
muntazam ve nizami top mermileri
alt
dudağımı büzerek buluyorum deliği
2.
sapanla avlanan kuş tiryakisi
buz mavisi don giymez, bacaklarından sızar
bir dağda üç zirve olur mu derdi ninem
köyümüzün delisi denizle birleşirdi
salyasında akarsu inceliği, bacakları hep eğri
demek
ki piyano da üflemeli çalgıdır
tuşları üfledikçe artıyor kuş sesleri
3.
en eski soytarı benim soğuk sarayda
tabutunu zorlayan ölü hovarda
fırtınalı havalarda mezarları kokladım
sırt üstü uzandım ekşi bir tümörle
aynı hızda çürüyen kadınlar arasına
ölüler
de sevişir büyük bir tangırtıyla
4.
belki kırık yumurta ikiziyim babamla
belki az şişmiş bir balondan geldim dünyaya
o yüzden annem yok benim! re minör
ninnilerle büyümedim
iklimsizdi
süt annem, kıllıydı kasıkları
acıkınca yalatırdı; hâlâ ekşidir
hâlâ buruktur, karadır sütün tadı
yaladıkça
ses çıkıyor vurmalı çalgıları
5.
sesinde ney hüznü; sevişmekten yeni kalkmış
bir sürahi tamircisi gibi kokuyor tenin
senin için sapansız vurulan kuş
senin için devrik bir peygamberim
kırık
bir bardaktan akan su
dudağını kesmiş gibi kimsesiz ve derinden
bir yarasın sanki, boşluğu itiyor sesin
kabuğunu
kaldırdıkça ney susuyor; kabuğunu
kaldırdıkça ezik, incinmiş
epeyce hırpalanmış yan flüt sesi
masa
devrilmiyor, yalnızca
kırılıyor sürahi
6.
bir ayna kırılırken yuvarlanan mi sesi
kesinlikle acıtmaz, belki ince bir sızı
bir poşetin ağza dayanırken çıkardığı
ihtişamlı hışırtı... bando sussun!
aynanın arkasına tırnağıyla kazımış
kambur bir büyücü adımın latin harfini
ıslanıyorum, bir ıslıkla korkuyorum yerimden
bando sussun! yüzüm çarpık görünüyor, yüzüm
göndere çekilen bayrak kadar kırmızı
dudağımda
yorgun bir ıslık acısı
dudağım boydan boya hayatıma yabancı
|