Ahmet Hâşim
Âşık Paşa
Hoca Dehhani
Kadı Burhaneddin
Nesimi
Sultan Veled
Şeyyad Hamza
Altay Öktem
Altay
Öktem

Kıs[s]aca
“Şiirin anavatanı sokak aralarıdır. ”


21 Ocak 1964'te İstanbul'da doğdu.

Kuleli Askeri Lisesi ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. 1988 Ali Rıza Ertan Şiir Yarışması'nda birincilik, 1989 Akademi Kitabevi Ödülleri'nde, Eski Bir Çocuk adlı dosyasıyla mansiyon aldı. 1991 yılında Varlık dergisi, Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü'nü aldı. "Çamur Şiir" adlı dosyasıyla 1995 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü aldı. "Sokaklar Tekin Değil" adlı dosyasıyla 2000 yılında Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü aldı.
Aynı yıl, altkültürlerin iletişim araçları olan fanzin, müzik demosu ve fotokopi afişleri incelediği Şeytan Aletleri adlı kitabı, yayımlandı. 2002'de, Genel Kültürden Kenar Kültüre 101 Fanzin adlı derleme kitabı, Şehrin Kötü Çocukları adlı antolojisi ve Aslında Saçları Siyahtı adlı öykü kitabı yayımlandı.
Filler Çapraz Gider (2001) ve Tanrı Acıkınca (2003) adlarıyla iki romanı, Hayat Bazen Çentiklidir (2002) ve
İçimde Bir Boşluk Var (2004) adlarıyla yayımladığı iki deneme kitabı var.
Kişisel web sayfası
www.altayoktem.com

Şiir kitapları

Eski Bir Çocuk (1992); Sukuşu (1992); Beni Yanlış Öptüler (1993); Herşey: Oda Kırbaş Ayna (1998); Sokaklar Tekin Değil (2003)

 

Ağaç Dikmenin ve Yetiştirmenin Faydaları

bütün çocuklar kuşku duyar yaşadığından
belalı bir hüzün gibi çalarız kapıları
kim açacak tıklım tıklım içimiz, dışımız zırdeli
aramıza göğsü jiletli bir yaz girdi gireli
anlam nedir: bir nev'i aşk. deriz geçeriz

böyle apar topar yaşıyoruz ya kıvrımlı yerleri
doyasıya ölümlere zaman kalmaz belki diye
el değmemiş yalanlar söylüyoruz hep kendimize

çok çirkiniz sevgilim; ağaç dikelim durmadan
bir fidan yetiştirdik diyelim göğüs kafesimizde
bir kuş kondu diyelim incecik dala çıt diyelim
kırıldı bir mevsim en buruk yerinden
bir el değdi diyelim sevişmeyi kana bulayan
göğüs uçlarını bir rüzgar uçurdu ovadan ovaya
diyelim kırık bir zar gibi algıladık hayatı

ne olacak o fidana, azar azar ölüyoruz ne olacak...

boşuna mı tüm çocuklar kuşku duyar yaşadığından
bir düşün; beni çok severmiş gibi yap kendine karşı
bir düşün; yaşken eğilen ağaçlar nasıl yeşertsin bir aşkı
çok çirkiniz sevgilim çok; en çok da sabaha karşı


Derin Göç

gözlerinin karşılaşmadığı bir duvar
bulursam göçmen bir kuş posteri asarım, bulamazsam
atlarım özenle hazırladığım uçurumdan

uçurumda çiçek açmaz, bunu kutsal metinlerde
peter pan'da, kaptan swing'te
gündelik ölümler için çalan müzikte buldum
yoruldum. gözlerinin karşılaşmadığı bir duvar
bulursam çarparım. yalnızca derin aşklar için
çalan bir müziğin ritmi var sesinde
düzensiz intiharlar var, aynanın arkası var
kesilen ve kesildikçe güzelleşen damarlar var acı var

koyu var, sis var, mutfak lavabosunda
her parmağını eşit boyda kesen biri var
onun titizliği var, onun kanı var
aynalara yansımayan yüzün var senin

düzensiz intiharlar çiziyorum kağıda
nasıl çizilir deme, bari sen deme bunu
bulduğun ilk ipi dola boynuna, bulduğun ilk yarasayı
koynuna al, beni hatırla, beni acıt ya!

göğsünden havalanan göçmen bir kuş kadar
bari sen kabul et, yakışıyorum aşka!


Sokaklar Tekin Değil

yüzüme sevgi dolu
bakarken canımı acıtıyorsun, sokaklar tekin değil
kuytu bir köşe bile bırakmadılar bize
rasgele işlenen cinayette tek ipucu sözlerin
onlar da konuştukça kusmuk gibi dilinde

sokaklar tekin değil, hava soğuk, üşürsün
yün eldiven tak, parmak izin bulaşmasın kente
haydi son kez sevişelim o yanlış evlerde
o trenin vagonuna asalım derimizi
nazlanma; yanlış bir adres daha ver bana
bak bir elmanın tombul kurdu gibiyiz
kırık bir şemsiyenin sapı gibiyiz senle

yüzüme sevgi dolu
bakma; içimden silah sesleri geliyor
bir adam bir sancıyı kudurtuyor içimde
sokaklar tekin değil, zar tutarken hırpalanan biri var
büyük bir ihtimalle

bir güle ceza veren yeniyetme çocukları
olur olmaz yerlerde öldürmekten yoruldum
olduğun gibi gel, olduğun yerde soyun!
yani terli ve kırışık, yani solgun ve kirli
yani tuzlu bir gölde biriken cesetler gibi
benim dilim yetmez diye delileri topladım
yalamaya hazırız çürüyen yerlerini

yüzüme sevgi dolu
bakarken canımı acıtıyorsun, sokaklar tekin değil
iyisi mi kendine çevir dur
tüm serseri mermileri


Tuğla

sarayıma kim soktu bu kadar soytarıyı
bu kadar ölüme aynı anda
nasıl katlanır insan üstelik yalnızsa
üstelik bir tren çıktığı raya
tekrar dönmek için kendini yakmışsa

küçük kırmızı tuğla
her şeyi baştan anlat bana

"serseri"yi en çok kurşunda seviyorum
yeniden kanarken seviyorum
kabuk tutmuş yaraları, ruhumdaki
delikleri tıka basa dolduruyorum
sokaktan topladığım paçavralarla

küçük kırmızı tuğla
her şeyi baştan anlat bana

her adımda yepyeni bir uçurum
keşke düşsem diyorum tam kurtulurken
tam ölürken ter içinde uyandırılıyorum
minik bir serçe yavrusunun tırnakları
onarıyor uykulu bakışlarımı

küçük kırmızı tuğla
her şeyi baştan anlat bana

anlat: kim soktu bu kadar soytarıyı sarayıma
cariyemi kim değiştirdi gündüz vakti
vahşi bir kaplan yavrusuyla
vezirimi kıran taşı kim yükledi sırtıma

anlat bana küçük kırmızı tuğla
nasıl düştün bu yanlış
hayatın arka sokağındaki kaldırıma


Üflemeli, Vurmalı Çalgı Çeşitleri
ve Muhtelif Çalma Yöntemleri

1.
karnemde sosyal orta, matematik kesirli
kil bilgisi hep pekiyi; oyuncak hamuruyla
yumuşak tanrılar yapıyorum, eğri kuklalar
muntazam ve nizami top mermileri

alt dudağımı büzerek buluyorum deliği


2.
sapanla avlanan kuş tiryakisi
buz mavisi don giymez, bacaklarından sızar
bir dağda üç zirve olur mu derdi ninem
köyümüzün delisi denizle birleşirdi
salyasında akarsu inceliği, bacakları hep eğri

demek ki piyano da üflemeli çalgıdır
tuşları üfledikçe artıyor kuş sesleri


3.
en eski soytarı benim soğuk sarayda
tabutunu zorlayan ölü hovarda
fırtınalı havalarda mezarları kokladım
sırt üstü uzandım ekşi bir tümörle
aynı hızda çürüyen kadınlar arasına

ölüler de sevişir büyük bir tangırtıyla


4.
belki kırık yumurta ikiziyim babamla
belki az şişmiş bir balondan geldim dünyaya
o yüzden annem yok benim! re minör
ninnilerle büyümedim

iklimsizdi süt annem, kıllıydı kasıkları
acıkınca yalatırdı; hâlâ ekşidir
hâlâ buruktur, karadır sütün tadı

yaladıkça ses çıkıyor vurmalı çalgıları


5.
sesinde ney hüznü; sevişmekten yeni kalkmış
bir sürahi tamircisi gibi kokuyor tenin
senin için sapansız vurulan kuş
senin için devrik bir peygamberim

kırık bir bardaktan akan su
dudağını kesmiş gibi kimsesiz ve derinden
bir yarasın sanki, boşluğu itiyor sesin

kabuğunu kaldırdıkça ney susuyor; kabuğunu
kaldırdıkça ezik, incinmiş
epeyce hırpalanmış yan flüt sesi

masa devrilmiyor, yalnızca
kırılıyor sürahi


6.
bir ayna kırılırken yuvarlanan mi sesi
kesinlikle acıtmaz, belki ince bir sızı
bir poşetin ağza dayanırken çıkardığı
ihtişamlı hışırtı... bando sussun!
aynanın arkasına tırnağıyla kazımış
kambur bir büyücü adımın latin harfini
ıslanıyorum, bir ıslıkla korkuyorum yerimden
bando sussun! yüzüm çarpık görünüyor, yüzüm
göndere çekilen bayrak kadar kırmızı

dudağımda yorgun bir ıslık acısı
dudağım boydan boya hayatıma yabancı

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ