|
Adı
Serçe
Eski
bir saatin tozlarını siliyor
Yelkovan ikindilerde durmuş
Nisanlara çevirdi yılları
Aklara tutkusu
Akasya köklerinde kurumuş
Ten
dayamış dikene, kırışmış biraz
Avcunda ekmeği yok, çivitle sabun
Arada sıkıntılar geliyor
Bir balıkçı kulübesi gibi uzun kumsalda
Ağrılar, korkularla uyurmuş
Salıya
erken mi gelmiş
Geç mi dönmüş salıdan
Kan rengini çocuk düşüklerinden biliyor
Çoktan ölmüştür Ağustos
Tek serçeler kalmış dallarında ağaçların
Oğlunun adını umut koymuş
Susuyor
İki kadın tencerenin başında
Birinin resmi var kanadı yok
Diğeri yemek dağıtıyor
Bir
şey pır diye havalansa saçaklardan
Çocuklarından biri vuruldu sanıyor
Çekmeceler
Gardırop
çekmecesinde
Yüzleştiğimiz günler
Ten kokuları, ruj eskileri, sürme
Çocukluğumuzun emekleyen resmi
Sevinci solmuş gülüş
Aralanır zaman kapıları düşündükçe
Bir
bakışla bıçak izlerini tanırım
Cambazlığımız iplerinden düşer
Ordan oraya zıplar durur palyaço
Çoğalan nedir yüzümüzde, uçup giden
Pazartesilere doludizgin koşup düştüğümüz
Yenildiğimiz haftalar/yaz ve güz
Ellerimin
ırağında sözcükler söylenmemiş
Issız gözlerimizdir bir ovaya çözülen
Acılar görür el oğlu el
Yine de mertlik zamanıdır
Kır atıyla bir köroğlu düşlenir
İnsana
Giden Yollar
Her
insan bir şehirse sevgili
ben senin her semtinde
uzun süre oturdum
yolların
yordu beni
saraylarında uyudum
yıkandım hayrat ve sebil çeşmelerinde
denizini seyredip en yüksek tepelerden
okşayarak dalgasını lodoslarının
kumsallarımda susturdum
yüzümün
üstünde bulutun duruyordu
yıldırım saklıyordu içinde
birikmişti damla damla yağmurun
sevdim yazlarının fesleğen kokusunu
Harem'inden ıraklaştıkça vapur
aşkta eksilmeye başlıyordu yolculuk
sen
şimdi beylerin beyi Üsküdar mısın
iskelende öptüm seni, gemi yanaşıyordu
su çırpınır dalgalanırdı yosunlar
bana açılan kapalı çarşılarından
tutsak kızın kulesine usulca kayıyordu
üzüm şerbetinde uyuyan yılan
bir
kapın bin oluyor, sonra kapanıyordu
bezirganbaşıydım İpekyolu'ndan geçtim
çok kibrit harcadım ateşle oynayarak
kırıldı kilit kilitte, ıslandı çakmak
gece sabaha inerken balığa çıkardım
dudaklarımda öpüşlerinin tuzlu suyu
her
insan bir şehirse
ezberledim seni sevgili
sonra unuttum
Ş Hükümdar
Sesler
arasında dolaşırken
nice ünlülerle selamlaştım
ünsüzlerin çoğu şapkasını çıkarmış
gündüz uyumlusu, gece huysuzu
her harfin fotoğrafını çekerken
birden kara kuşak Ş
şehrin sultanı şah
tüm kaleler onun elinde
Ş'nin
şirretinden korktum
yaşamdan, aşktan, şiirden
silmek istedim bu harfi
yamak kaldı, ak ve iir
neşesini yitirdi hayat
ak temizliktir ama aşksız
ya şiirden baş harfini atarsak
şakıması kesildi şarkıların
şaraptan silince geldi arap
karşımdaydı
hangi güzele uğrasam
hişt, telaşlanma, kavimler boyunca
sesler arasında sessiz dolaşan Ş
tebdil gezen hükümdar
Şimendifer
Saatleri
Yanımdaydı
masalım, içimin şarkıları
Simit aldım, çay söyledim kendime
Falıma kendim baktım çağırmadım falcıyı
Bir balığın kulağına gizlice
Sözcükler fısıldadım, köpüklendi su
Çoğaldı yeryüzü kendimi azımsadım
Çeyreklere
sığıyor ömürler
Sığıyor saniyeye korkuların kokuları
Işık hızından hızlı geçiyor yaşadığımız
Kullanmayı unuttuğumuz giysiler
Gramofonlar çalıyor çalıyor bir yerlerde
Yadsıdığımız sevinçli yaslarımız
Bardağımda
yarımdı çay
Sigaram tütüyordu, yarımdı saatin biri
Az ilerde bir kadın çay bahçesinde
Maviyi kırmızıya katıp mor örüyor
Tren kalkmak üzereydi bir gardan
O kendisine oturuyor, kendimde ben
Kaç dünyada sabah oldu
Kaç gece geçti gözlerimizden
|