|
İmzası
Gül
İmgeydi
gül, kan sızdıran yerinde
Bahçıvan ekmeği bahçe düşleri
Uzun yol sürücüsü, otel kâtibi
Kıskançlığın alfabesi örneğin
Sözgelimi bir cinayet nedeni
İmgeydi
gül derin avcı izinde
Ezilmiş ceylan bakışı imgesi
İmgeydi gül, elyazması kitaptı
Sığ okumaların göremediği
Gül imgesi sırı dökülmüş ayna
Nasıl göstersindi inceliğini?
İmgeydi
gül, yani hekim çantası
Bir ecza dükkânı yaralarına
Büyümeyi öğretirken sudaki halkalara
İmgeydi gül, bileğine çiviydi
Göndermeydi çarmıhtaki İsa'ya
İmgeydi
gül, yenik zafer gününde
Özenle büyütülen sevişme vakitleri
Diyorum ki karbonuydu kimliğin
Ceketinin cebindeki bir gözyaşı mendili
İmzası
gül, bir hançere oyulmuş
Kanayan bir kalbin üzerindeki
Yazmıyorum ölüyorum diyerek
Güllerle örtüyor bir şair cesedini
Mermer
Öğütmek
Sözcüklere
can ver Tanrım! Bak işine karıştım
Çöple
selamı kestim, altın tozuyla
İkindi lambasıyım, ne ışıtırsam
Şiir: Leoparın derisinde kuş resmi
Olarak duruyor, artık yazmasam
Deri
değiştirme tarihi geçmiş bir yılan
Yazarken dikkatimi çekiyor hep nedense
Benden önce nasıl düşer ayışığı kuyuya?
Hem mermer hem değirmen olunan yerde
İnsan
ölümden önce aşka yenilir
Yenilir şair dediğin yazdıklarına
Kul olmayı reddeder, Tanrılığa soyunur
Sözcüklerden oluşan çöplüğün ortasında
Bardakta
mavisini yitiren deniz suyu
Halinde içiyorum tuzlu kendimi
İrkildim! İrkilirim yazmadığım zamanlar
Kuş dediğin leoparın kendisi
Ah!
Kendimden çıkan sonuç olarak
Şiir, insan ruhunun çölüne yağmur
Üslubuyla konuşmaktır diyorum
Bir şiire başlıyorum ve yağmur
Dizeler
halinde çiseliyorum
Nil Nehrine Dökülüyor Afrika
Kendime
bakıyorken bir tanım buluyorum
Nil'in yeri büyüktür elbette Afrika'dan
Bu buluş bana ait diye seviniyorum
Oh savaş bitti derken - bana böylesi yakışır -
Rastlıyorum adıma bir kılıç anısında
Yine beni buluyor acemi fotoğrafçı
Gövdemi çekiyor yalnız, ruhum kare dışında
Bayram
günü alınmıştı, bisikletim benimle
Eziliyor bir kamyonun altında
Ülkelerin birinde karanfil düşüyor birden
Bir otel yakılıyor, tel kopuyor kemanda
Kendime
bakıyorum, korku dağıtan ıslık
Yalnızlığı suya vuran nilüferler boyunca
Şehrim bana kirli bir yer oluyor
Nil nehriyle yıkanırken Afrika
Kendime
bakıyorum ceylan içeriğinde
Söylemek bile fazla, avcının odasında
Şehrim bana daha uzak oluyor
Nil nehriyle buluşurken Afrika
Nasıl
geçsin Kızılırmak oradan
Ülkemin bir yerinde yırtılmışken harita
O bilinen nedenle sabunlar yetersiz kalır
Nil'e rağmen kirlenmişse Afrika
Sevdanın Son Kerem'i
Yanlış
düşler içinde dalgın dalgın yürüyen
Başını çarpıp kanatan ara sıra gerçeğe
İkide bir karıştıran ağaçta
Bir dal mı olduğunu yoksa yaprak mı
Yoksamaya çalışan alaycı bir ormanı
Sensin toz kumaşlı giysiyi seven
İnce bir uğultunun küçük kardeşi
Sevdanın son Kerem'ine benzeyen
Seni
bir yerlerden ısırıyor gözleri
Antika eşya gibisin aşkın sergi salonunda
Görkemli gösterilerin yapay oyuncuları
Tükürük üretmeye alışkın ağızlarca
Bilgiç laflar ediyorlar karşında
Konuşsun susmayı beceremeyen
Sen dinle üstünü kül örtmüş ateş
Sevdanın son Kerem'ine benzeyen
Eskimiş
öykülerde kimlik arıyor değilim
Yazıyorum acıyla, yanlış yorumluyorlar
Yaralı hayvan gibi soluyup, iç çekerek
Pazarlığa giriştiğini söylüyorum aşkların
Geçmişi özlediğimi sanıp aldanıyorlar
Anımsat onlara n'olur gömleğimin deseni
Yazdığımın aynası, ikiz kardeşim benim
Göster yaz sıcağında üşüyen yüreğimi
Üstüme
yorgan getir, koklamaya bir çiçek
Otur şöyle yanıma duygularıma benzeyen
Yenik düşmüş gibiyim aşkın tartışmasında
Yeniden onar beni ve beni haklı çıkar
Taşlanmayı göze alan antika
Süte su katanları kargışlama işini
Unutursam anımsat, dalgın bir adamım ben
Ey yüksek yapıların alçak gönüllü temeli
Sevdanın son Kerem'ine benzeyen
Üç Şiir Daha Yazarsam
Üç
lambam daha olacak üç karanlığım
Üç konuşma vakti
Üç defa susacağım
Üç
uzman çarşıdan acemi alışveriş
Fırat'a akmayı öğrenmek gibi
Üç şiir: Derindeki yüzeyi...
Mezar
başında yapılan yaşamak konuşması
Üç öbek nilüfer üç kirli havuz
Kanat yanılsaması
Üç
şiir; tamam!
Üç sanık sandalyesi
Ve üç yargıçsam...
|