Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Ahmet Ada
Ahmet
Ada

Kıs[s]aca
“Önceki şiirlerim dışsal olanla ilgilidir. Doğrudan doğruya dış dünyanın algılarının, izlenimlerinin şiirsel imgeyle ifadesi. Bireyselleşmenin ve kendini ortaya koymanın göstergesi, 'Ben'in şiiri. Dolayısıyla bireyselleşmenin içten dışa doğru açılımı lirik şiirin olanaklarıyla ifade ediliyor. Herhangi bir nesne, bir sözcük ya da bir düşünce kimi zaman damıtılmış bir imgeye dönüşüyor. Şiir oradan yürüyor. Ama 'Denizin Uykusu Üstümde' çok farklı. Somut nesnelerin, görüntülerin, olguların bir uzantısı olarak varım artık ve varoluşumu onlarla sınıyorum. Şimdi artık iç dünyanın sesi, monologun sesi, dile gelişi söz konusu. Her nesne, her yaşantı, her ayrıntı içsel bir tasarım ve yorumla, tinsel ve felsefi bir derinlikle, insanın hallerine, varoluş kaygılarına doğru dile geliyor."


20 Mayıs 1947'de Ceyhan'da doğdu.

Nazire Ada ile Ahmet Ada'nın oğlu. İlköğrenimini tamamladı. Ailesinin maddi sıkıntısı nedeniyle Ceyhan Lisesi'ni ikinci sınıfta terk etmek zorunda kaldı (1965). Devlet Su İşleri Ceyhan Şubesi (1967-69), Marangozlar İstihlak Kooperatifi (1971-87) ve otomobil ticareti ile uğraşan bir özel şirkette (1989-93) çalıştıktan sonra emekli oldu. 2002 yılında Mersin'e yerleşti.
İlk şiiri "Tabuttur Kitaplar" ve Hilmi Yavuz'un şiiri üzerine bir çözümleme denemesi olan ilk yazısı "Hilmi'nin Çocukluğu" 1966'da Soyut dergisinde çıktı. Şiirlerini ve yazılarını Yeni Dergi, Papirüs, Varlık, Gösteri, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Islık, Yaratım, Kitap-lık, Le poete travaille, Yom, Heves, Şiir-lik, Eski, Agora, Ünlem, Dize, Ada, Geceyazısı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap dergilerinde yayımladı. Bazı şiirleri Almanca, Fransızca ve İngilizceye çevrildi.
Gün Doğsun Gül Üstüne ile 1981 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü; Aşk Her Yerde ile 1991 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü; Vakit Yok Hüzünlenmeye ile 1993 Yunus Nadi Şiir Ödülü; "Onlar İçin Minibüs Şarkısı Üzerine Gözlemler" adlı incelemesiyle 1999 E Dergisi Şiir İnceleme Ödülü'nü aldı.
Şiir üstüne eleştirel, çözümleyici yazılarını Şiir Okuma Durakları (2004) ve Şiir İçin Boş Levhalar (2006)
ve Modern Şiir Üzerine Yazılar (2008) adlı kitaplarında topladı.

Şiir kitapları

Gün Doğsun Gül Üstüne (1980); Acıyla Akran (1983); Yaz Kırlangıcı Olsam (1985); Aşka Her Yerde (1990); Vakit Yok Hüzünlenmeye (1992); Günyenisi Lirikler (1992); Yitik Anka (ilk üç kitabının toplu basımı 1993); Taş Plak Gazelleri (1995); Küçük Bir Anmalık (1996); Begonyalı Pencere (1998); Denize Atılan Çiçek (1999); Gökyüzünün Fıskiyesi (2003); Denizin Uykusu Üstümde (2004); Kantolar (2006); Yeni Kantolar (2007); Sonsuz At (Seçme Şiirler 2009); Sözcükler Denizi (2009); Taşa Bağlarım Zamanı (2009).

 

Görümlük

hava çiçek tozu içinde parlıyor
sokağın tek nar ağacı güneşte
yapraklarını kurutuyor

bir salyangoz kabuklarını parlatıyor
birkaç karınca koşuşturmada

topraktaki nal sesleri
geçen yüzyıldan kalma

bir çocuk salyangoza bakıyor arınık
bir çocuk da salyangozla oynuyor

bir kız geçiyor iri memeleriyle
kitaplarını bastırmış göğsüne
yüreği kıpır kıpır

nar ağacı menekşeyle konuşuyor
sokağa dökülen nar ağacının sesi

bir kadın çamaşır asıyor balkona
sokak tertemiz çamaşır kokuyor

gökyüzünü deniyor kuşlar
iri gagalarıyla


Batık Tekne

                                            - Celâl Soycan'a

Batık bir tekneyim denizin dibinde. Binlerce
yıldır yosun tutuyor gövdem. Suyun tarihini
ölçüyorum. Kırık dalgaların, yaralı yazların.
Geceleri koklayarak uyuyorum yüzlerce
yıldızı. Deniz çiçeklerine dokunuyorum.
Güneşin parmaklarına dokunamıyorum.
Sessizlik çiçek açıyor fısıldadığım kırık
tümcede. Palmiyeler, pencereler, geçip giden
insanlar biraz ötede. Gövdemin tini yirminci
yüzyılda kalıyor.


Sonsuz At

Çıplak bir yabanıllık duruyor
Kentle benim, sokakla kırçıl çocuklar arasında
Denizden ağaçlardan çok ötelerde
Dağlar duruyor bin bir örtüsüyle
Nedir ki benim varlığım turna görmeyen
Sokaklar yanında, portakal bahçeleri,
Elmalar yanında, kolay değil kentin
Ortasında çıplak bir yontu olmak
Yağmur yağınca ıslanmak, güneş
Çıkınca kurulanmak; dur şimdi
Göğümüzü nereye bırakayım Ayşe
Yat limanı inşaatının orada arabayı durdur Celâl
Üşüdüm sinemalarda, sıkıldım dünyadan
Telefonla Ayşegül'ü çağır istersen
Anlarsa o anlar solan yalnızlığımdan

Yani nedir ki kısaltılmış günün parsı
Sevgileri uzun uzun bölen bir şaire
Belki yabancılaşma ya da yılgıdır
Yani yavaş yavaş ölürken ışıkta bir yanımız
Bir yanımız sakallarımız ve paslı bıyıklarımız
Dengeliyor belki uzun eski hüznümüzü

Göğe bir aklık bırakıyor sonsuz at
Karalarda ve denizlerde nedir ki aklık
Saçları tükenmiş bir adam olarak
Yani nedir ki Ayşegül'ü sevmek uzaktan
Uzağa, yabancı meydanlarda, imza günlerinde

Ne yapsam nereden başlasam hüzündür


Bay Smerdiakof'a Kanto

Gülü gül anlatır bu ıssız bahçelerde,
Yağmur damlası, denizi taşıran damla,
Gülü dağların yıkılışı, yaprak uçuran rüzgâr,
Denizin köpüğü mayıs sabahında
Ve akşam alacasında gülü gül dalına konan
Serçe anlatır, gülü gül sesi

Bay Smerdiakof gene gelin
Bir küçük defter getirin gülü yazalım
Dizimizin üstüne koyup yazalım
Kurbağa seslerini yazalım saranızı unutursunuz
Kamışları, su kuşlarını gölü kuşatan
Gül sesini yazalım, çanı ve ezanı
Ülkemin dondurucu soğuklarını, kar altındaki gülü,
Ne ilgisi var demeden
Yüz kızartıcı önyargılarımızı yazalım
Yüzeysel araba bilgimizi, arabasını gezintiye çıkaranları,
Daha neler deme lütfen
Gümüş takımlarıyla yatanları.
Bana kalsa yalnız gülü yazarım bay Smerdiakof
Gülü yazmak bir yetenek işi

Güneş Chagall kırmızısı horoz
Çapraz ışıkta gülü anlatır rengiyle
Gelir alıkor gülü arı, koşuşturur kokusunu
Bir başka arıya. Gölü ve denizi bol
Bir ülkedir gül açar, gülün sesi tutuşur
Gülün teri kokar bahçelerde. Ve Mersin'de
Düşkündür halk güle ve nergise

Bay Smerdiakof, gülden anlamayan
Nasıl anlar kaynağa dönen ruhumuzdan?
Bekleyin, bulutlar toplanır, hasatlar kalkar,
Gün doğusundan yükselir gülün sesi,
Kayada açan gülün, kırda ya da parkta açan gülün.
Bekleyin, gül kokacaktır çocukların sesi,
Bekleyin, gülün sesiyle ışıyacaktır dağ gölü,
Bekleyin de ışısın balıkçı fenerlerinin gülü

Gülü gül anlatır doğrulup dinlerim
Gül sesi ovalara yayılır
Hiç yanıltmaz beni sokağı geçince
Bir gün Mersin'dedir bir gün Diyarbakır'da
Dağı gezdirir sesinde, denizi dinlendirir
Bir dizi güvencin sesindedir

Bay Smerdiakof yine gelin
Göklere bakıp bakıp gülü yazalım
Dik tutarak omuzlarımızı gülü yazalım
Duvarlara, okullara, hastane koridorlarına
Gülün sesini koyalım okul sıralarına
Gülün ışığını katalım geceyarılarına.
Bay Smerdiakof gecikmeyin yine gelin
Yeşime kesince dünya
Nisanda parıldar binlerce gül
Kapılardan sızar kokusu, esintiyle gelir sesi
Güldür gül insanın esenliği


Geyik

Ağrıyan bir yanım deniz hâlâ
Ölü suları bırakıp da geldim
Kim bilir lodosçudur soykütüğüm
Kollarımı iki yana açsam
İki kadırga direği öyle sessiz
Öyle uğultulu gece gündüz

Toprak sahipleri topraklarındaydı hâlâ
Kente lodos kapısından girdim
Yanımda beyaz bir geyik
Kimse bir geyikle geldiğime inanmadı
Ne patlak gözlü bankerler
Ne karanlık koridorların mübaşirleri

Hiç soran olmadı deniz halkını,
Parsı, bin türlü balığı, şimşeğin kılıcını,
Kör savaşta ölenleri, kürekçileri,
Tüketilen denizi, şarap rengi göğü,
Hiç mi hiç soran olmadı.
Bütün gün caddelerde yürüdüm,
Bakıp geçtiler kayıtsız biçimde
Savaşlardan kurtardığım geyiğe

 

 

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ